Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

ViSaL

benim seçtiklerim...

Yazılar

KATİLİYİM KENDİMİN...

umut-yapraklari Meğer insanın katili kendisiymiş. En etkili silahı ise düşünceleri, düşündükleri...

Önceden gecelerde en çok düşünülür sanırdım uykum kaçtığında. Şimdi yaşayarak anlıyorum her gece ölüp her sabah yeniden dirilmeyi.

Hayır öyle gerçek bir ölüm, bir ceset, bir cenaze töreni yok. Ama insan ona yapılıp canını acıtanları düşündükçe ölürmüş, odadaki görünen beden zaten cesedi ve o an ki hıçkırıkları cenazede okunan duaların iniltisi gibi...

En ağır katliamım dün geceydi.
Sabah kendime gelemiyeceğimden emindim.
Çünkü dün gece kendimle hesaplaştım.
Neler yaptım, neleri yarıda bıraktım...
Herşeyi sordum kendime ve cevaplamaya çalıştım.
En zoruda kendimi kaybettiğim anlarımmış anladım.

Bu gece diyorum bitsin artık herşey.
Çekiyim kendime silahı, bitsin.
Evet tamam bunun için de tek şey lazım ; yapmadıklarımı düşünmeliyim

BiR KüÇüK oDa...

oda 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yürek lazım bir küçük odada hani derlerya mangal gibi yürek!
yan yana yanarken kor közü ateşlerken gözlerine bakmak bir
küçük odada her kıvılcımda seni içime çekmek kalbinde yanmak bir küçük
odada gözlerine bakmak seni anlamak seni iliklerimde hissetmek bir kor alevli küçük odada renksiz siyah beyaz düşler hayaller kurmak seninle renklendirmek küçük resimleri anıları duyguları duvarlarını süslemek ay ışığı bakışlarında yıldızlar şahidimdi sadece birde arkamdan esen rüzgar seni içime çektiğim bir küçük odada seninle var olan geceydi senin yanlız tenin benim sade düşüm dedimya bir küçük odada

ZaNNeTMeK ZaNNeTTiĞiMiZ KaDaR MaSuM MuDuR ?

soru_isareti 

 

 

 

 

 

Zannetmek zannettiğimiz kadar masum mudur??

Bizi zan altında bırakmaz mı kendimize söylediklerimiz?? ya da her ne ise bize söylenilen?... Yarın için büyük konuşmak olmaz mı?

Nasıl bir kifayete bürünmekse maksadı, amacını aştı.. Gözüktüğü kadar masum değil “zannetmek”..

Faili meçhul hayal kırıklıklarının esas failidir o.. Koynunda beslediğin bir “yalan”dır bazen de.. İyi başlayıp kötü biten bir filmin seni şaşırtan finalidir..

“Esas Kız”ın hıçkırarak ağladıktan sonra sessizce bavulunu toplayıp aşkını helal etmemesidir..

Emin olunması gereken cümleler de vardır hayatta.. “seni seviyorum” gibi aşkın sözcüsü cümleler kendinden emindir tepeden tırnağa.. “zan” altında bırakmamalı ..

bazen de en yakın dostunu, en uzağa itmektir “zannetmek”..

“sen benim dostumsun” geniş zamanlı bir cümle iken onu geçmiş zamana taşımak ve zannetmenin dayanılmaz ağırlığı altında ezilmek...


Evet.. Pek de masum değildir o vakitlerde “zannetmek”… “aşk”dan beter eder bazen seni..

“Yanılmak” mıdır diğer adı yoksa “sanmak” mı??..

Ben sadece “zannetmiştim”.. Onu tanırım onu muhatap bilirim.. Tüm zannettiklerimiz karşımıza çıkmalı şimdi.. Onlar aslında kimlerdi ? Neydiler? Ne zannetmişlerdi kendilerini? Ya da hangi hakla zannettirmişlerdi?

“zan” altında kalmak istemiyorlarsa tabii…

Asıl Eksiklik Eksik Olduğumuzu Düşünmekti !

 yalnızlık

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
asıl eksiklik,çareyi başkasında aramaktı.
hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
insan tek başina mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
Önce yalnızdık.
9 ay boyunca karanlık bir yerden dışarı çıkmayı bekledik
ve dünyaya ağlayarak geldik.
pişman gibiydik; Ya da mecburen gelmiş gibi.
biraz büyüdükten sonra,
kendimizi bildiğimiz anda,
içimizi kemiren, kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik:
bir yerde bir eksik var.
korktuk. "bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize.
cevabı yapıştırdık: demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var.
o yüzden eksiklik hissediyoruz."
peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
çocukken,"yaşımız küçük" diye düşündük.
her istediğimizi yapamıyoruz. kurallar, yasaklar var.
büyüyünce her şey yoluna girecek.
büyüdükçe bir şey değişmedi. yine huzursuzduk.
içimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:
"bir eksik var."
kafamiz karıştı. nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan?
nasıl geçecek bu? aklımıza yeni cevaplar geldi:
okulu bitirince geçecek.
işe girince geçecek.
para kazanınca geçecek.
tatile gidince geçecek.
okulu bitirdik. diploma aldık.
işe girdik. kartvizit aldık.
çalıştık. para kazandık.
taşındık. araba aldık.
çalıştık. eve yeni eşyalar aldık.
tatile gittik. dans ettik. terfi ettik. kartviziti değiştirdik.
daha cok calıştık. daha çok para kazandık.çalıstık.çalıştık.
geçmedi.
"bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu.
bu sefer de "sevgilimiz olunca geçecek" dedik.
"yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız."
beklemeye başladık. derken, biri çıktı karşımıza.
aşık olduk. ve anında başka biri olduk.
daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri.
hesap cüzdanları, kartvizitler,hatta ilaçlar bile
böyle hissetmemizi sağlamamıştı.
sevgilimizin gözlerinde,
daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi
ve hayranlık gördük.
sevgilimizin gözlerinde Allah' ı gördük.
ışığı gördük.
"tünelin ucundaki ışık bu olmalı" diye düşündük "kurtulduk."
sonra bir gun,
daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.
ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi.
ya da başka birine aşık olduğunu söyledi.
ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.
telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından,
sevişmemesine bahane bulmak zorunda kalmamak için
biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir terslik olduğunu.....
belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden
sevgilimiz değildi, bizdik.
fark etmez.

SONUÇTA AŞK BİTTİ!

Şimdi her yer bomboş. şimdi tekrar yalnız. başladığımız yere döndük.
yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık.
halbuki her şeyi denedik, her yere baktık.
öye mi?
bakmadığımız bir yer kaldı
içimize bakmadık.
eksik parcayı dışarıda aradık
ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.
birilerini sevdik,
birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.
şaşıracak birşey yok, tabi ki sevmedik.
kendimizi sevsek bu kadar koşuşturur muyduk?
canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık?
kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık?
terk edilmekten korkar mıydık?
asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
asıl eksiklik, çareyi başkasinda aramaktı.
hayatın matematiği farklı iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
insan tek başına mutsuzsa baska biriyle de mutlu olamıyor.
herkes beni sevsin" diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor,
herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.
oysa "kendime duyduğum sevgi bana yeter" diye düşününce,
kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
her şey bir oluyor.
işte o zaman perde aralanıyor. acı diniyor.
işte o zaman başka 'bir' iyle bir araya gelerek,
hesabın kitabın, korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine,
gerçek bir sevgi yaratılabiliyor.

Hayatı Ertelemeyin...

 ölüm

Hayat akıp giderken… Siz siz olun,bugün aklınızdan gecen güzellikleri asla yarına bırakmayın. 

Ne yapacaksanız,hemen,ama hemen şimdi yapın…
Çiçek mi sulayacaksınız,sulayın…
Kitap mi okuyacaksınız,okuyun…
Sinemada çok beğendiğiniz bir film mi var, hemen gidin seyredin…
Sevgilinizi öpmek mi istiyorsunuz, hemen öpün…
Bir yakınınızı aramak mı istiyorsunuz? Sarılın telefona ve hemen arayın…
Yiyin ,için ,şarkı söyleyin,dans edin…
Ama, ne yapacaksanız,hemen yapın…
Çünkü siz bugün bugünü yaşıyorsunuz.
Ve yarını da yaşayacağınıza dair hiç bir kontratınız yok.

Geçtiğimiz gün bir mezarlık ziyaretine gitmiştim…
Orada, aramızdan zamanlı veya zamansız ayrılan 7′den 70′e çok sayıda insan
sessizce yatıyordu…
Orada yatanlar sadece bedenler değildi.
Ertelenmiş umutlardı…
Söylenmemiş sözlerdi…
Yarım bırakılmış işlerdi…
Evet,evet…
Kim bilir onlar hayata veda ettikleri sırada neleri yarım bırakmışlardı?
Kimisi," Tamam , onu kırdım, ama nasılsa yarın gönlünü alırım" diyordu…
Kimisi,"Adam sen de, bu konsere bir dahaki sefere giderim" demişti…
Kimisi de" Tatile haftaya çıkarım, hele şu isi de halledeyim" diye
düşünüyordu…
Ve onların hiçbiri,düşündüklerini yapamadı…

Belki bir küçük çocuk babasından gelecek bisikleti bekliyordu…
Adamsa " Bu aksam yorgunum, yarın alır giderim" diye düşünmüştü…
Ve o çocuk bisiklete binemedi…
Belki genç bir koca, sabah üzdüğü eşine, aksam bir demet çiçek götürecekti…
Ama kendini işine kaptırdı ve unuttu…

Ve o kadın, o çiçekleri koklayamadı…
Belki de genç bir kadın,kocasına "seni seviyorum" diye söyleyecekti…
Ama üşendi, bir sonraki güne bıraktı…

Ve o koca, eşinden bu sözü duyamadı…

İtiraf etmeliyiz ki bizler; belki iyi, belki kötü, ama çok yanlış yaşıyoruz…
Hepimizin hayatı, yarınlara bırakılmış işlerle, ertelenmiş umutlarla dolu…
Çalışıyoruz, çalışıyoruz…
Hayatın tüm güzel renklerini ellerimizle itiyoruz…
Ve de, sanki tüm yarınlar bizimmiş gibi,hayaller kurup duruyoruz…
Sevinçleri, mutlulukları, hep sonraya bırakıyoruz…
Bizler var ya, bizler .. İnanın çok yanlış yaşıyoruz

Şükretmek !!!!

derdimi dinledim, derdimden iğrendim...

onun derdini gördüm, kendi derdime imrendim....



1

2

3 4

5

Yalnızlığım

Yalnızlığın hangi tarafındayım bilinmez...
En çok da yabancıyım kendime.Saklandıkça yaşadığım yalanlardan...
Gözümü her açtığımda hissettiğim korku; avuçlarıma damlayan bir

hayal kırıklığı, bir acı oldu...

Nasıl yürüdüm, ne zaman geldim ben bu yalnızlığa?...
Daha kapıyı bile çalmamıştım, ne çabuk açtın... Müsadenle yüreğimi aramaya geldim, kendi kimliğimde yitirdiğim yalnızlığımda...
Doğuştan mı yalnızım, yoksa yalnızlığım da mı doğdum? Ne zaman geldim unuttuğum bu zaman kavramından, bu bomboş kalabalıklardan sıyrılıp... Beni buraya getiren hayallerim, umutlarım, göz yaşlarım, hayal kırıklıklarım ve yıkımlarım....biliyorsun...
Eğer gelmeseydim kalacaktım enkazın altında. Kusura bakma rahatsız ettim seni yalnızlığım. Eğer yalnız değilsen ben gideyim...Ama ben ne zaman gelsem sen yalnızsın...Yok hayır biliyorum, uzun zamandır buradayım. Her gitmek istediğimde senden, aslında hiç gidemediğimi anladım sana dönüşlerimde... Sanki bir kördüğüm oldun boğazıma düğümlenen...
Madem geldim anlatayım izninle...
Bir hayal kapısında doğdum.Yalan insanların adına sevgi dedikleri ve iki dudak arasında tükettikleri yaşamda buldum kendimi...
Neye uğradığımı anlamamıştım daha. Taptım, inandım, güvendim sadece iki dudak arasında dökülen cümlelere, harcanan yüreğimin eridiğini göre göre. Göz göre göre... Aslında gözüm kör olmuştu, kulağım duyardı sadece.
Bense yüreğimde yanan ateşin kor olmasını seyrettim ve kendi küllerimden yeniden doğmaya çalıştıkça, bir tokat daha yedim yalan hayattan. Öleceğimi bile bile, göre göre, göz göre göre, kör olduğumu bile bile...
Şimdi anlıyorum, çok iyi anlıyorum, ama neye yarar; kör olmuş gözlerim, yüreğimi arar olmuşum yalnızlığımda...
Ve yine ve şimdi yüreğimde yanan ateşin adına hayal koydum.
Çünkü sevgi sadece dudaklardaki cümlelerde yaşanan yalan olmuş...
Ne umut, ne sevgi cümlelerde anlam bulamazdı yüreğimdeki kadar...
Ama su gibi akan zaman, bir nehir oldu şimdi gözlerimde, gittikçe
uçuruma akan. Her geçen gün yaşadığım yaşanmamışlıkları, yalanları
tokat gibi vursan da yinede yanındayım yalnızlığım,

Yüreğimdeki AŞK için...

Umutlarımı aramaya geldim, hayallerimi, yüreğimi aramaya geldim...
Nasıl yürüdüm ne zaman geldim ben bu yalnızlığa...?
(alıntıdır. )

ŞiZoFReN RuHuM

Geceler sessiz, her zamankinden daha da karanlık

Hiç yıldız göremedim bu gece! Gökyüzü de yalnız.

Şaşırtıcı tesadüf.

Nefes almak istiyorum derin derin, boğuluyorum.

Hareketsizliği tercih eden bacaklarımın ne suçu var tepkisini belli ediyor işte anlasana

Saçlarım küsmüş bana ama ben istemedim böyle olsun ruhum istedi

Herkes kendiyle savaş halindeyken

Benim durumum farklı aynı bünyede iki ben barındırıp iki benle yaşıyorum.

Hiç bilmediğim uzaklar davetkâr artık…

Uzakları yakın eder yakınları anlamsız, bu fikri tuhaf zevki bol sohbetler

Kurtardı bir çift kanat o paranoya halimden

Seni melekler yolladı bana

Nefes almaya başladım, hava çok soğumuş içim dondu…

Cesareti tüm hücrelerimde hissederken gözümü karartmak an meselesi

Bütün parçalar ayrı ayrı çok anlamlı

Bütünlüğe geçiş ağrısız olmalı, olacak mı?

Şizofren düşünceler beynimde mücadele ederken susuyorum

Sustuğuma bakma aslında çok şey söylüyorum

Öfkeye malubiyet yok artık!!!

Güçlüyüm, ruhum güçlü dimdik ayakta

Kimselere anlatamadığım ama sürekli duyduğum o gerçeğe inanıyorum…

Sen de duy sen de dinle!

Fark ayrıntılarda gizlidir ayrıntılarımı bilmelisin

Bu arzu nedir böyle anlamsız belki saçma ama içimdeki sese kulak verdim bir kere

Gidiş için hazırlıklar tamam da dönüşü hesaba katmak… Boşver yaa hesapsızca gitmek varken.

Az kaldı her şey değişecek biliyorum

Artık korkmuyorum gelsin hayat bildiği gibi

Ben ve şizofren ruhum hazır kıta bekliyorum…

 

Alıntıdır...

GS: Hayattaki tercihlerimiz

büyüklerimiz bize hayatı anlatırken tercihlerin bize ait oldugunu söylerler peki neden her tercihimizde bize müdahale etme geregi duyarlar ?
isletmeci2362

 

Hayatımızda yaşadığımız herşeyi biz belirleriz seçimlerimizin sonucu yaşarız hayatı.Zaferler,mutluluklar,kazançlar ya da tam tersi kayıplar,üzüntüler,yenilgiler v.s.

Bize müdahale ederler çünkü onlar seçimlerini yaptıklarında sonuçlarını yaşamışlar ve kötü olan tercihleri yüzünden sıkıntı yaşamışlar ya da üzülmüşlerdir.Bizimde aynı hataları yapmamız için bize yardım etmek için bunu yaparlar..

GS: Kitap

Dünyanın en güzel kitabı sence nedir?
zeynep_ce_61

Dünyanın en güzel kitabı insandır çünkü herkesin farklı bir hikayesi vardır..